Çalışmak için harika bir yer: Gerçekten mi?


Gerçekten çalışmak için harika bir yer mi

Modern yaşamın gidişatını trendler, trendleri de insanların tercihleri belirler. Müziğin, sinemanın, modanın olduğu gibi iş dünyasının ve “işveren markası” kavramının da akışında çağın insanlarının alışkanlıkları belirleyici oluyor.

İnsanların tercihlerini anlayıp hamlelerini bu tercihlere göre yapanlar, muhtemel kazananlar olarak öne çıkıyor. Sosyal medya patlamasıyla bireyselliğin zirvesine çıkılan, insanların kendilerini her platformda, istedikleri her şekilde ifade edebildikleri bir dönemin içinden geçiyoruz.

İş dünyası da bu değişime ayak uydurmak zorunda. Sadece son tüketiciyi hedefleyen pazarlama stratejileri değil, potansiyel çalışanları hedefleyen stratejiler de şirketlerin gelişiminde büyük rol oynuyor.

 

90’lı yılların başında ortaya çıkan “işveren markası” kavramı da hiç olmadığı kadar önemli, hiç olmadığı kadar yaşamsal. “Çalışmak için harika bir yer” algısı yaratmayı ve bu algıyı yönetmeyi hedefleyen bu kavram, yeteneğin ilgisini çekmek adına en güçlü silah ve bizler bu silahın erişimin en kolay olduğu dönemi yaşıyoruz.

Bahsettiğimiz sosyal medya patlamasından kurumsal yapılar da nasibini aldı. Aklımıza gelen her markanın, her ürünün, her ünlünün, her devlet dairesinin, her akrabamızın bir şekilde sosyal medyayla bir alakası var… Twitter’a giriş yasağı getirildiğini Twitter’dan öğrendiğimiz bir çağın içindeyiz ve bu olağanüstü değişim, kendisine ayak uyduramayanları yok etmekte.

Yok etmekte lakin ayak uyduramayan da kalmadı gibi. Şirketler artık sosyal medyayı da pazarlama stratejilerinin ve bütçelerinin bir parçası olarak görüyor. Her gün yeni bir kampanyaya, yeni bir slogana, yeni bir ‘hashtag’e şahit oluyoruz ve talebin yoğun olduğu böylesi bir ortamda bu hamleler çoğunlukla hedefine ulaşıyor.

Bahsettiğimiz üzere oyunun kuralları son tüketiciye ulaşma konusunda bir şekilde öğrenildi. “İşveren markası” boyutunda ise daha derin bir analiz yapmak şart. 2020’ye kadar dünyadaki toplam iş gücünün %50’sini Y Kuşağı oluşturacak. Buna göre okumalar, analizler yapıp “işveren markası” pazarlama stratejinizi buna göre belirlemeniz gerekmekte.

Bu kuşağı istekleri, beklentileri ve hedefleri önceki kuşaklara göre çok daha bireysel, çok daha özgürlükçü ve elbette doğal olarak daha yenilikçi… Haliyle klasik yöntemlere alternatifler üretmeniz gerekiyor zira Y Kuşağı alternatifi takdir eder. Alternatiften kastımız da şu aslında: Y Kuşağı başta olmak üzere artık neredeyse herkes sosyal medyanın nasıl kullanıldığının farkında. Hepimiz markalara, kampanyalara, sloganlara alıştık ve bu yüzden bu silaha erişmek artık çok kolay lakin onu doğru kullanmak o kadar kolay değil…

Maaşın ötesini düşünen; kurum kültürüne, sahip olacağı sosyal haklara, sosyal hayatını ne kadar sürdürebileceğine ve çalışma arkadaşlarına önem veren bir çalışan, çalışan adayı topluluğu var önümüzde. Trend ise “realite.”

Bir yerin “çalışmak için harika bir yer” olduğuna karar verme yolunda sloganlar ve kampanyaların ötesinde gerçekler gerekiyor artık. Çalışan yorumları, kurum içi etkinlik haberleri, etkinliklerden fotoğraflar; “çalışmak için harika bir yer” fikrini gözle görülür hale getirecektir.

Yani “çalışmak için harika bir yer” olduğunuzu göstermek istiyorsanız önce çalışmak için harika bir yer olmanız gerekiyor.

Öne Çıkanlar

İşveren Markası'nda Çare: Kusursuz Denge

Vücudumuzun en önemli denge organı olan beyincikten ilham aldık; işveren markasını geliştirmek için izlenmesi gereken yola denge getirdik.

Ofis partileri hangi açılardan faydalıdır?

Bizim ofisimizde olduğu gibi sizde de partiler kendiliğinden gelişiyorsa ne ala!

Youtube'da abone sayısını nasıl arttırabiliriz?

Kurulduğu 2005 yılından bu zamana kadar bir numaralı sosyal medya video paylaşım sitesi olan Youtube, günümüzde varlığını sürdürmektedir.